2019

Dinmeyen Çığlık

Gül Ersöz

Nisan yağmurları tüm bereketiyle doğaya sihirli bir el gibi dokunmaya devam ediyordu.Bu sihirli el dokunduğu alanlara kimi zaman aylardır beklenen yaşamı taşıyor,kimi zaman da var olanı söküp atıyordu. Günlerdir gökyüzünde topladığı enerjiyi yeryüzüne aktarmak için büyük bir zevk ve azim içindeydi. Hiç ara vermeden bıkıp usanmadan ulaştığı her alanı damlalarıyla kaplamanın coşkusu içinde, ele geçirdiği bu gücü bırakmak istemezcesine gökyüzünden aşağıya iniyordu.Hatta o coşku zaman zaman öyle bir yükselişe geçiyordu ki damlalar hiçbir şekilde düzenden çıkmıyor, disiplinli bir ordu gibi aynı hizada sertçe taarruza geçiyordu.Adeta dövüyorlardı düştükleri yolları,çatıları,bitkileri. Şiddetli dokunuşlara,çarpmalara daha fazla direnemeyen narin ağaç dalları, aldıkları darbelerle bedenlerinden zorla koparılıp etrafa savruluyordu.Yalnız ağaç gövdelerine ya da duvarlara sıkı sıkıya tutunmuş narinbedenli sarmaşıklar yapraklarını feda etseler de bağlı oldukları yerleri hiçbir şekilde terk etmiyorlardı. Belirli aralıklarla bedenlerinden salgıladıkları tutmaçlarla büyük bir sadakat, aidiyet ve güven duygusu içinde kök saldıkları diyarlarda sonsuza dek kalabilmenin huzurunu yaşıyorlardı.

****
Ferda, elinde kahvesi pencerenin önüne koyduğu koltukta oturmuş, doğanın ona sunduğu bu muhteşem manzaranın keyfini çıkarmakla meşguldü. Yağmurlu havayı çocukluğundan beri çok severdi. Hem ruhuna hem bedenine müthiş bir enerji sağlardı.Gökyüzünde oluşan elektriklenme sanki onun bedenine doğru akmakta ve zamanla azalan yaşam enerjisini tekrar şarj etmekteydi. Hele de böylesi havalarda evden çıkmasını gerektirecek bir iş çıkmamışsa her damlanın özünü var gücüyle içine çeker, ruhunu huzur tohumları serpilmiş bir tarla gibi yeşertirdi.
Ferda otuzlu yaşlarında yalnız yaşayan bir kadındı. İstanbul’da bir terapi merkezinde psikolog olarak çalışıyordu.Aslen Adanalıydı.Ancak üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’a aşık olmuş ve köklerini bu şehirde salmayı uygun bulmuştu.Başlangıçta ailesi kızlarını İstanbul’un çilesi bol hengameli yaşamına terk etmek istememişler, onun tekrar kendi memleketine dönmesi için uğraşmışlar, ancak bir türlü ikna edememişlerdi. Sonunda pes edip kararı ona bırakmışlar ve nerde mutlu olacaksan orada yaşa demek zorunda kalmışlardı. Ferda İstanbul’a yerleşme kararından hiçbir zaman pişmanlık duymadı.İstanbul onun kişiliği ve ilgi alanları için oldukça zengin bir menü sunmaktaydı. Doğal ve tarihi güzellikleri,kültürel etkinlikleri onun yaşamındaki en büyük ve değerli zenginlik kaynağıydı.Var olan bu kaynaktan olabildiğince yararlanmak onun insan olarak varlığını hissetmesini sağlıyordu. Farklı kültür ve uluslardan olan insanlarla zaman geçirmek onun akıl ve ruh iskeletini besleyip geliştiren en temel unsurlardan bir tanesiydi. Her zaman inandığı bir doğru vardı. Gerçek zenginliğin insanın kendi içinde geliştiği ve ancak bu içsel zenginliğin beslenmesinin kişiyi huzura giden yolla buluşturacağı idi. O nedenle de abartılı, zarar verici hırsları barındıran ve yaşamdaki yegane hedefleri maddi zenginliğe ulaşmak olan insanları hiçbir zaman anlayamadı. Anlayamayacaktı da.İşi gereği de bu tür insanların zaman içinde yaşadıkları içsel çöküntülere, nasıl yok olduklarına tanıklık etmekte ve kendilerinde oluşan bazı ruhsal ve davranışsal rahatsızlıkları atlatma mücadelelerine tanıklık etmekteydi.

****
Pencerenin önünde huşu içinde ne kadar süre geçirdiğini ancak telefonuna gelen mesajın sesiyle fark etti. Hoş ne iş telaşı vardı ne de bir yerlere yetişme.Sevdiği kentin yağmurlu bir pazarına doymakla meşguldü.‘Carpe diem carpe horam ‘,dedi seslice yüzünde dingin bir gülümsemeyi tutarak. Her an değerliydi. Oturduğu koltuktan kalktı ve masanın üzerinde duran telefonunu aldı. Mesaja göz attı. Mesaj bir danışanından geliyordu. Şöyle diyordu ‘’ yine başladı. İki gündür uyuyamıyorum. Boğuluyorum. Nefes alamıyorum. Çok tuhaf korkuların içinde debeleniyorum. Sizi acilen görmem gerek’’. 
Ferda, kahve yapmak için su ısıtıcısına tekrar biraz su koydu. Kahvesini hazırladı. Fincanı pencerenin önündeki koltuğun yanında duran sehpanın üzerine bıraktı. Ardından telefonunu da aldı. Koltuğa tekrar oturdu ve danışanı Erhan’ın mesajına ‘’ Yarın klinikteki randevu defterime bakıp, hemen bir randevu ayarlayacağım. Sakin olmaya çalışın. Mümkünse arkadaşlarınızla ya da dışarda zaman geçirmeye çalışın .Dikkatinizi farklı bir yere çekecek uğraş bulun.’’ şeklinde karşılık verdi.
Ferda mesajı yazdıktan sonra bir süre Erhan’ı düşündü .Kafası ona takıldı.’ Kolay olmayacak atlatması.‘Dedi kendi kendine. Sonra aklına teker teker diğer danışanları geldi. Beyninde bir süre de onlarla dolanıp durdu.Neyse ki kendisini daha fazla danışanlarının sorunlarına kaptırmadan hemen yaşadığı ana tekrar kolayca dönmeyi başardı. Çok sevdiği İspanyol sanatçı Buika’nın ‘no habra nadie en el mundo’ şarkısı eşliğinde tekrar dışardaki yağmuru izlemeye koyuldu. Heyecanlı bir filmin hiçbir karesini kaçırmamak istercesine damlaların her hareketini özenle takip ediyor,kahvenin damağında bıraktığı tatla, müziğin ve manzaranın ruhunda bıraktığı tadı bedeninde bütünleştiriyordu.‘Nirvana’ya ulaşmak böyle bir şey olmalı ‘dedi kendi kendine. 

****
Ferda pazar gününün çoğunu yağmuru izleyerek geçirdi. Akşam ise banyo ve yemek faslından sonra bir bitki çayı hazırladı. Televizyonun karşısına kurulup izleyebileceği bir program arayışına girdi. Yeni başlamış olan bir film buldu ve sonuna kadar izledi. Pazar keyfini bir filmle noktaladı.
Pazartesi sabah telefon alarmının can sıkıcı sesiyle uyandı. Klasik pazartesi sendromu yaşayan pek çok insan gibi yatağıyla vedalaşmada büyük bir zorluk yaşadı. Ayılmak için kahve suyu koydu ve ılık bir duş aldı. Kahvaltı yapma alışkanlığı yoktu. Üniversite yıllarında edinmişti bu alışkanlığı. Kahvesini içtikten sonra çantasına bir elma koydu, makyajını yaptı ve terapi merkezine gitmek üzere evden çıktı.
Odasına girdikten sonra yaptığı ilk iş ajandasını açıp randevularını incelemek oldu. En kısa zamanda Erhan için bir randevu ayarlaması gerektiğinin farkında idi. Ancak üç gün sonra için ona zaman ayarlayabildi. Erhan’a mesaj atarak görüşme gününü ve saatini bildirdi. Ayrıca psikiyatristi ile de görüşmesini önerdi.

****
Erhan boşanma aşamasında olan genç bir adamdı. Eşinin boşanma taleplerine aylarca karşı çıkmış ancak onu ikna edememişti. Erhan on üç yaşında annesini kanserden kaybetmişti.Annesini kaybetmenin acısını çok farklı duygularla yaşadı. Kimi zaman annesinin onu terk ettiğini düşünmüş ona karşı öfke ve kızgınlık beslemişti. Kimi zaman ise ölümün çaresizliği içindeki yok oluşu kabullenmiş , genç yaşta yaşama veda eden annesi için acı çekmişti. Başka bir zaman ise annesizliğin verdiği yoksunluğu, eksikliği en derinlerinde hissetmiş kendine acımıştı. Annesinin ölümünün ardından evde hiçbir şey eskisi gibi değildi. Her şeyde bir tatsızlık ve yavanlık vardı. Ve şimdi yıllar sonra yine bir kadın tarafından terk edilmek üzereydi. Karısı Duygu’nun ayrılma isteğine bir türlü anlam veremiyordu. Evliliğini sürdürebilmek için elinden geleni yaptığını düşünüyor, kendinde herhangi bir sorun bulamıyordu. Aslında evet o kadar çok şey yapıyordu ki Duygu’nun nefessiz kalmasına neden oluyordu. Her dakika bir dedektif gibi onun peşindeydi.Ya da abartılı korumacı tavırlarıyla çocuklarının sağlıklı kişilik gelişimlerini engelleyen bir ebeveyn gibi evin içinde bile takip halindeydi. Duygu’yu öylesine bir kıskacın içine almıştı ki,evde farklı bir odada ise telefon edip ne yaptığını soruyordu. Dışarda işte olduklarında günde en az on kez arıyor ne yediğine kadar sürekli kontrol ediyordu. Duygu defalarca cinnet geçirme noktasına geldi. Dört yıllık evliliği boyunca Erhan’ın sık boğaz eden ilgisinden, üzerinde kurduğu baskıdan nasıl bunaldığından, bu davranışları ile kendisinden uzaklaştırdığından sürekli yakındı. Anlattı, olmadı. Bağırdı, çağırdı.Ama nafile. Erhan bir türlü davranışlarından vazgeçmedi. Duygu ise her dakika bir gölge gibi peşinde olan Erhan’ın normal olmadığına kanaat getirip, onun düzelebileceğinden umudunu keserek evi terk etti. Bu durum Erhan’ı dayanması zor duygusal acılara itti ve Duygu’yu eve yeniden getirebilmek için günlerce çabaladı. Ama başarılı olamadı. Duygu bir avukat tutarak yaşadıklarını,evliliğinin kendi üzerinde oluşturduğu psikolojik sıkıntıları anlattı ve tüm bu nedenlerden dolayı eşinden boşanmak istediğini söyledi. Böylece boşanma davasını açmış oldu. Erhan ise boşanma davasının ardından sürekli irtifa kaybeden bir uçak gibi duygusal ve ruhsal açıdan ciddi,çevresinin de fark edeceği bir düşüş sürecinin içine girdi ve içinde bulunduğu duygular onda çocuk yaşında annesinin kaybının ardından yaşadığı travmaların yeniden çok daha yıkıcı şekilde nüksetmesine neden oldu.İç dünyasında oluşan ruhsal çalkantılar günlük yaşamının da akışını hayli olumsuz yönde etkilemeye başladı.Yaşadığı buhran bir süre sonra fizyolojik rahatsızlıklar olarak bedenine dalgalar halinde yayılmaya başladı.Ailesinin önerisi ile bir psikiyatristle görüşüp ilaç desteği almaya başladı.Doktor eş zamanlı olarak bir psikologla da görüşmesini uygun buldu. Ferda ile olan karşılaşmaları da bu şekilde başladı.

***
Ferda sabah dokuz sularında çalıştığı terapi merkezine gelmiş ve kendi odasında bulunan masanın başına geçip, bazı belgeleri incelemeye başlamıştı.O gün görüşme yapacağı kişilerin listesine baktı. Saatlerini kontrol etti. İlk görüşmeyi Erhan’la yapacaktı. Görüşmelerine on beş dakika vardı.Oturduğu masadan kalkıp danışanların dosyalarının bulunduğu dolaba doğru yöneldi ve Erhan’ın dosyasını bulup masaya koydu. Onunla ve psikiyatristle olan görüşmelerinden aldığı notları bir kez daha kontrol etti. ‘’Umarım daha farklı boyutlara gitmeden Erhan’ın bu terkedilme korkusu, çocukluğundan bu güne kadar gelen bazı bastırılmış duygu, stres ve beraberinde gelişen ruhsal rahatsızlıkları aşabiliriz’’ dedi kendi kendine. Böyle düşünmesindeki en büyük neden onun yaklaşık dört ay kadar süren tedavi sürecinde henüz bir yol kat etmemiş olmasıydı. İyileşmeye doğru evrilmesi bir yana içinden çıkılması daha güç bir psikolojik karmaşaya doğru gidiyordu. Bu durum Ferda’yı fazlaca endişelendiriyordu. Bu düşünceler içinde gezinirken odasının kapısı çaldı ve içeri Erhan girdi.Ferda ayağa kalkıp Erhan’ın elini sıktı. Masanın yanında bulunan koltuklardan birini göstererek,‘’buyurun oturun lütfen’’ dedi. Erhan’ın otururken sergilediği beden dili,Ferda’nın hemen dikkatini çekti. Neredeyse tortop olacaktı. Ellerini birbirine kenetlemiş ve sürekli iki elini birbiriyle ovup duruyordu. Konuşmalarına başladıklarında ise İki hafta önceki görüşmelerinde olmayan başka bir şey Ferda’nın gözünden kaçmadı. Erhan ara ara üst dudağının sağ tarafını istemsizce yukarı itiyordu. Bu süreç içerisinde geliştirdiği bir diğer tik ise konuşma sırasında boğazından çıkardığı ürkütücü seslerdi.Konuşurken sözcüklerin arasına dudaklarını önce büzüp ardından ağzını açarak tıpkı bir ördek gibi vuak vuak seslerini çıkarması,Ferda’yi içten içe oldukça gerdi. Erhan’ın bu görüntüsü sinirlerini iyice alt üst etti. Hiçbir şekilde faydalı olamadığını görmek ise Ferda ‘da kendine karşı da bir öfkenin oluşmasına neden oldu. Erhan’ın,karşısında akıl sağlığını yitirmiş biri gibi oturması Ferda’yı mesleki anlamda çaresizliğe itiyordu. Erhan ise telkinlerinin hiç birine olumlu dönüt vermiyor tüm benliği ile olumsuz, kötümser bir ruh halinin esareti içinde görüşlerini belirtiyordu.‘’Peki Erhan Bey sizinle görüşmelerimizi sıklaştıralım.Ancak sizden ricam önerilerimi dikkate almanız ve uygulamanız.Söylediklerimi yapmamanız benimle olan görüşmelerinizi sonuçsuz bırakacaktır’’ dedi. İlaçlarını ihmal etmeden düzenli bir şekilde kullanmasının tedavinin olumlu yönde sonuç vermesi adına önemini bir kez daha vurguladı. Bir hafta sonraya görüşme randevusu verdi ve bir saat süren o günkü görüşmeyi sonlandırdı.
Erhan odadan çıktıktan sonra Ferda onun psikiyatristini aradı ve Erhan’ın durumu konusunda bilgi verdi. Ona ait olan dosyaya yazılmasını gerekli bulduğu notları görüşme tarihini de belirterek aktardı. 
Ferda hiçbir danışanında bu kadar çaresiz hissetmemişti.Birkaç görüşmenin ardından olumlu yönde değişimler başlar bu durum onda müthiş bir huzur ve çalışma azmi oluştururdu.Erhan o güne kadar karşılaştığı en zor vaka oldu.
O gün Ferda Erhan’ın dışında altı kişi ile daha görüşme yaptı. Her birinin sorunu diğerinden oldukça farklıydı. Günü oldukça yorgun, kafasında onlarca soru ve çözüm yolları üretebilme düşünceleri içinde tamamladı.Tek isteği evine bir an önce ulaşmak, duşunu alıp pijamalarını giymek ve gün boyu zihninin, onlarca farklı sorunla bilumum taktiklerle satranç oynar gibi olan mücadelesinden kurtulmaktı.Yol boyunca akşam neler yapabileceğini planlamaya çalıştı. En sonunda internetten bir film indirip izlemeye karar verdi. Film izleme düşüncesi bile onu rahatlatmaya başladı.
Bir saat sonra evine ulaştı. Kapısını açıp tamiçeri girecekken telefonunun mesaj sinyalini duydu. ‘’Of ya bakmayacağım.Ya insaf içeri bir gireyim dimi ama ‘‘dedi kendi kendine.Çantasını vestiyere astı.Ayakkabılarını çıkardı. Doğruca banyoya daldı. Pijamalarını giydi. Kendine kocaman bir kasede yoğurt hazırladı. İçine yarım muz, birkaç çilek, badem ve ceviz koydu. En favori akşam yemeklerinden biriydi. Zahmetsizdi. Oturmadan çayını da demledi. Yoğurt kasesini eline alıp bilgisayarın karşısına keyifle kuruldu. Beş on dakika kadar ne izleyeceğine karar veremedi.Sonra bir aksiyon filmi olan ‘ Wonder Woman ‘ da karar kıldı.
Kendisini filme kaptırmış büyük bir heyecanla izlerken yeniden bir mesaj sinyali geldi. ‘’Ya arkadaşlardan biridir ya da danışanlardan’’ dedi. Ailesinin mesaj atma gibi bir alışkanlığı yoktu. Görüşmek istediklerinde telefon ederler en azından sesini duyarlar ya da whatsapp üzerinden görüntülü konuşurlardı. ‘’Bu film bitmeden kimse beni telefona götüremez’’ dedi. Umursamadı. Ancak bir süre sonra otomatiğe bağlanmış şekilde belirli aralıklarla mesajlar gelmeye devam etti. Baktı olacak gibi değil filmi durdurup çantasını astığı vestiyere gitti. Çantasından telefonu çıkartıp mesajları kimlerin gönderdiğine baktı. Hepsi Erhan’dan gelmişti. Ferda okudukları karşısında sinirlerine hakim olmaya çalıştı. ‘’Ne yapmaya çalışıyor bu adam böyle!’’ dedi. Hatta bir an onunla konuşup görüşmelerini bırakmayı bile düşündü. Ferda Hanım şeklinde değil sanki yakın arkadaşı gibi sadece ismiyle hitap etmiş ve her bir mesajında ‘’çok kötüyüm, kendime zarar vermekten korkuyorum, lütfen Ferda , yarın görüşelim ‘’gibi kısa cümleler yazmıştı.Ferda önce yanıt vermekle vermemek arasında kaldı. Sonra’’ lütfen sakin olun, yarın mutlaka doktorunuzla görüşün Erhan Bey ve ilaçlarınızı düzenli kullanmanız gerekmekte’’ diye yazdı ve telefonunu sessize alıp oturduğu odada bulunan masanın üzerine bıraktı. Filmin bütün büyüsü Erhan’ın histerik mesajlarıyla bozulmuştu. Ferda kendine bir çay alıp yeniden filmin etkisine girme umudu içinde seyre başladı. Filmi bir daha kesinti olmadan izlemeyi başardı. Ardından Facebook hesabına girip yarım saat kadar orada dolaştı. En son olarak ta gazete manşet haberlerini ve bir kaç köşe yazısı okudu. Bilgisayarı kapadı. Makyajını temizledi. Dişlerini fırçaladı ve telefonunu alıp yatak odasına geçti. Son bir kez mesajlarını kontrol etmek istedi. Acaba Erhan yazmaya devam etmiş miydi? İki kez daha mesaj yazmıştı. Birinde ‘’Ferda yarın konuşalım’’ yazıyordu.Bu son mesajlar bir piskopatın kurbanı olmak üzere olan bir kadın imgesini oluşturdu beyninde. Son zamanlardaki mesajlarında direk Ferda diye ismiyle hitap etmesi ise onu ayrıca rahatsız etti. Diğer taraftan hiçbir önerisini dikkate almıyor ve en önemlisi ilaçlarını düzenli kullanmıyordu. Ne Ferda ne de psikiyatristi Erhan’ın bu sallapati tavrından dolayı ona yardımcı olamıyorlardı. Tüm bunlardan dolayı Ferda Erhan’la olan görüşmelerin anlamsızlığını düşünmeye başladı. Sanırım Erhan’la olan terapilere bir nokta koymam gerekiyor dedi.Erhan’ın o akşam attığı mesajlar psikolog danışan ilişkisinin ötesine geçme eğiliminin sinyalleri gibi geldi Ferda’ya. Belki de endişeleri yersizdi. Yine de bu düşünce onu bir hayli rahatsız ve huzursuz etti. Erhan ve onun mesajları ile yoğunlaşmış olarak yatağına uzandı.Erhan’ın mesajları onun beynini öylesine meşgul etmişti ki kabuslarla dolu bir gece geçirdi. O gece gördüğü rüyalar, ardı ardına gerçekleştirilen cinayetlerin etrafında dolandı durdu. Kurbanlar hep kadınlardı. Bir biri ardına sahneye çıkan seri katiller ve önce tecavüz edilip sonrasında vücutları parçalanarak vahşice ve acımasızca öldürülen kadınların görüntüleri bilinç altına yerleşen korku ve endişelerin yansıması olarak yüzeye çıktılar. Her bir katil gerçekleştirdiği cinayetin ardından o ana kadar sakladığı yüzünü sonanda gösteriyor ve üst dudak kaslarını dalga gibi hareket ettiriyordu. Elleri ve üzerleri kanlı şekilde, boğazlarından korkunç sesler çıkartarak, karanlığın içinde birden belirip sonra tekrar kayboluyorlardı. Hepsi Erhan’ın yüzüne sahipti. Sonra karanlığın içinden kendisinin çıktığını gördü. Dili kesilmiş,ağzından kanlar akıyor ve gözünün biri yüzünün ortasında birkaç damarın ucunda sallanıyordu. Bağırmak istiyor ama sesi çıkmıyordu. Çırpınıyor ama o karanlıktan bir türlü kurtulamıyordu. Sonunda ‘’hayırrrr’’ diyerek, nefes nefese yatağında doğrulmayı başardı.Pijaması terden nemlenmişti. Kendine gelmesi baya bir zaman aldı.Kalbi hala çok hızlı atıyordu.‘’Allah’ım nasıl kabuslar bunlar böyle . Deliriyor muyum acaba ?’’ dedi kendine. Sonra kalkıp odasının lambasını yaktı. Tuvalete gitti. Oradan mutfağa geçip bir bardak su içti. Saatin kaç olduğunu merak etti. Telefonunu korkarak eline aldı.‘’Çok şükür yeni bir mesaj yok ‘’dedi. Saat sabahın dördüydü. ‘’Yok yok ben bu Erhan işini acilen halletmeliyim . Benim psikolojimi de alt üst edecek.’’ Dedi. Işığı kapatıp yatağına girdi. Uykuya geçmesi kolay olmadı. Yatağın içinde döndü durdu.
Sabah alarmın sesiyle uyandı. Oldukça yorgun hissetti kendini. Beyni ise kabus haline dönen Erhan’la yoğundu. Isıtıcıya kahve için su koydu ve hemen banyoya girdi. Duşunu alıp giyindi. Kahvesini içmeden Erhan’a mesaj yazdı. Umarım bu sana yazdığım son mesaj olur diye içinden geçirdi. Mesajda saat beş buçukta terapi merkezine gelmesini söyledi. Terapiye yönelik bir görüşme yapmayacaktı.Sadece görüşmeleredevam edemeyeceğini ister kendisinin ister doktorunun önereceği ya da kendisinin uygun bulduğu başka bir psikologla görüşmesini söyleyecekti. Hangi durumdan dolayı vazgeçtiğini söylemek ise Ferda’yı şimdiden huzursuz etmeye başlamıştı. Ancak bu durumda yapılabilecek en doğru davranışın devam etmemek olduğuna inanıyordu. Zaten kendisini Erhan’ın bir türlü değişme göstermeyen durumunda yetersiz ve gereksiz hissediyordu. Çok sevdiği alanında bu duyguları hissediyor olması hiç profesyonelce gelmiyor, bir de kendisi ile çatışıyordu.Kahvesini içti.Her zaman olduğu gibi makyajını yaptı ve evden çıktı.
O gün neyse ki danışan görüşmeleri açısından çok yoğun değildi .Yoğunluğu kaldırabilecek gücü ve dikkati kendinde bulamıyordu. Boş olduğu her anda gece gördüğü kabuslar aklına geliyor,onu daha önce hiç yaşamadığı kaygılara itiyordu. Öğle arasında Erhan’ın mesajlarından diğer psikolog arkadaşlarına bahsetti ve onunla olan çalışmalarını bitirme kararından da. Onlar da Erhan’ da ki durumun takıntılı hasta boyutuna ulaşabileceğinden bahsettiler. İsterse Erhan’la görüşmeleri kendilerinin üstlenebileceğini önerdiler.Ancak Erhan’ın oraya gelmesi Ferda ile ilgili bir saplantı oluşturmuşsa bu durumun devam edebileceği riskini de belirttiler.Sonunda hepsi Erhan’ın başka bir yerde olmasının herkesin huzuru için en doğru karar olduğu fikrinde birleştiler.Bu arada Ferda’nın kararına göstereceği tepkiyi de merak içinde beklemeye başladılar. Herhangi olumsuz bir girişimi olmadığı için sadece kuşkularından ya da olasılıklardan yola çıkarak savcılıktan ya da polisten Erhan’a karşı tedbir kararı çıkartmak olmazdı. Varsayımlarla kimse suçlu ilan edilemezdi.

***
Akşam üzeri Erhan belirtilen saatte terapi merkezine geldi. Orada çalışan hiç kimse o gün işleri bitse bile ayrılmadı. Sonucu merakla bekliyorlardı. Bir de eğer sıkıntılı bir durum oluşursa Ferda’ya yardımcı olmak istediler. Onu böylesi bir durumda yalnız bırakmak doğru olmayacaktı. 
Ferda Erhan’ı odasına aldı. Durumu ile ilgili hiçbir şey sormadan doğruca terapileri bırakma kararını açıkladı. Birlikte çalıştıkları süre boyunca kendisine yardımcı olamadığını, bu nedenle devam etmek istemediğini söyledi. Erhan hiç beklemediği bu karar karşısında her ne kadar derinden sarsılmış olsa da bunu belli etmemeyi başardı ve o güne kadarki yardımları için teşekkür edip ayrıldı. Ferda bu kadar kolay olacağını hiç beklememişti. Önce üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissetti. Erhan’ın son zamanlarda beynini nasıl meşgul etmiş olduğunu fark etti. Hissedebileceği tüm özgürlük duygularını yaşadı. Ancak birkaç dakika geçmeden beynini yeniden kuşkular kemirmeye başladı. ‘’Fırtına öncesi sessizliği miydi acaba?’’ diye geçirdi içinden. Sonra tekrar kendine gelip ne yapıyorum ben diye kendini sorguladı. ‘’Tamam ya bitti’’ .dedi. ‘‘İyice gerilim filmlerine döndürdün durumu’ ’diye kendine kızdı. Derin bir oh çekti ve’’ haydi arkadaşlar çıkalım.Bu iş tamamdır’’ dedi.

**
Gerçekten de Erhan ne bir mesaj attı ne de terapi merkezine geldi. Ferda yaşamının yeniden normale dönmesinden büyük bir keyif alarak zamanını geçirmeye başladı. Yeniden kendisini tüm benliği ile hobilerine, işine vermeye başladı. İş çıkışı zaman zaman arkadaşları ile dışarda buluşuyor ve takıldıkları mekanlarda hoşça vakit geçiriyorlardı. Evde olduğunda da Ferda için durum pek farklı değildi. Kendi kendine vakit geçirmekten de oldukça hoşlanan her anına mutlaka sevdiği şeyleri sığdırmayı başarabilen bir yapısı vardı. Erhan’la olan en son görüşmelerinden iki haftadan fazla zaman geçmiş ve onun kendisinde yaratmış olduğu kötücül duygulardan tamamı ile arınmıştı. 


Ferda her zaman olduğu gibi sabah işine gitmiş ve o gün iş çıkışı hiçbir yerde takılmadan evine gelmişti. Asansörden çıkıp evinin kapısına yöneldiğinde kapısının önünde kalınca büyük bir zarf buldu. Üzerinde kimden yada nerden geldiği ile ilgili hiçbir bilgi yoktu. Merak içinde zarfı açtı. İçinden on beş taneden fazla kendisi ile ilgili fotoğraf çıktı. Sanki adım adım takip edilmiş gittiği,bulunduğu her ortam fotoğraflanmıştı. ‘’Bu da ne demek oluyor?’’ dedi kendine. Zarfın içinde, dışında ya da fotoğraflarda yazılı hiçbir mesaj yoktu. Çantasından anahtarını çıkardı. Kapıyı açtı ve içeri girdi. Oturma odasına geçip fotoğraflara teker teker bir kez daha baktı. Arkadaşlarından birinin muzipçe şakası olduğunu düşündü. Erhan’la yaşadığı gerginlik üzerine kendisine böyle bir oyun oynanmış olmalıydı. Erhan’ı aklına getirmek istemedi. Çünkü huzursuzluk verecek bir mesaj yoktu. Oysa Erhan’ın en iyi yaptığı şey delisaçması mesajlar göndermekti. ‘‘Bakalım kim çıkacak bu şakanın altından ?’’ dedi. Akşamını zehir etmeden kitap okuyarak geçirdi. Adalet Ağaoğlu’nun Romantik Bir Viyana Yazı adlı romanına kaptırdı kendini o akşam. Roman baş kahramanı tarih öğretmeni Kamil Kaya’nın bir kentten diğerine kimi zaman sürgünlerle gelen tayinleri eşliğinde, alışılmışın dışında aktardığı tarih derslerinin içinde Kamil Kaya’nın ulaştığı öğrencilerden biri oldu. Onunla dolaştı Kastamonu ‘dan Kütahya’ya ,Konya’dan Ankara’ya… Kitap Ferda’yı kıskıvrak yakalamış bir türlü bırakamıyordu. Bir süre sonra uykusu gelmeye başladı.Keşke yarın pazar olsaydı diye geçirdi içinden. Erken kalkmak zorunda kalmazdım ve gece yarısına kadar okurdum. Kalkıp telefonunu aldı.‘‘Ooo saat bire geliyor.Hemen yatmalıyım’’dedi.Tuvalete gitti. Su içti. Dişlerini fırçalayıp yatağına uzandı. Tarih öğretmeni Kamil Kaya’nın insanı etkileyen yaşamını düşünerek uykuya daldı.
Sabah her zaman olduğu gibi telefonun alarmıyla uyandı. Alarmı durdurmak için telefonu eline aldığında gece gelen mesajı fark etti. Oysa hiç duymamıştı mesaj sesini. ‘’Ne kadar derin uyumuşum’’ dedi. Mesajı açması ile yerinden fırlaması bir oldu. Mesaj Erhan’dan geliyordu. ‘’ Nasıl fotoğraflarını beğendin mi ?’‘ Mesaj bu kadardı. Bu bile Ferda’yı sabah sabah allak bullak etmeye yetti. Elinde telefon delirmiş gibi odanın içinde döndü durdu. Hayal gücü sınır tanımaz şekilde korkunç öyküler oluşturmaya başladı. Bir an Erhan’ın evini gözetlediği fikri oluştu. Yatak odasının perdesini hafifçe aralayıp pencereden sokağa baktı. Görüş alanı içinde olan her yeri dikkatlice inceledi. Ona benzer kimseyi göremedi. ‘’Neden bana bunları yapıyor ?Neden ? Neden? Allah kahretsin !’’ dedi. Terapi merkezinde birlikte çalıştığı arkadaşı Atilla’yı aradı. Erhan’ın bıraktığı fotoğraflardan ve gece gönderdiği mesajdan bahsetti.Sesindeki kaygı tonu ve paniği içinde oluşan korkuyu yeterince açıklıyordu. Eğer sıkıntı olmazsa işe onunla gitmek istediğini söyledi. Apartmandan çıktığında Erhan’la karşılaşmaktan korkuyordu. Atilla ‘’Elbette. Yarım saat sonra oradayım’’ dedi. Ferda ‘’Tamam o zaman yarım saat sonra seni apartmanın önünde bekleyeceğim’’ dedi. Atilla’nın gelecek olması onu biraz rahatlattı. Hemen koşar adımlarla banyoya gitti. Duşunu aldı. Giyindi. Çantasını alıp kapıyı kilitledi. Aşağıya indiğinde Atilla arabada onu bekliyordu. Yol boyunca Erhan meselesini konuştular. Terapi merkezine vardıklarında Ferda ilk iş olarak Erhan’ın doktorunu aradı. Sekretere kendisini tanıtıp, mutlaka doktor İsmail beyle Erhan ile ilgili görüşmesi gerektiğini, muayenehaneye geldiğinde kendisini aramalarını rica etti.
Öğleye doğru Erhan’ın doktoru Ferda’yı aradı. Doktorla yaptığı görüşme sonunda aldığı haber onu iyiden iyiye endişeye itti. Yaklaşık iki aydır doktorunErhan’ıgörmediğini öğrendi. Oysa Erhan’la yaptığı her görüşmenin ardından mutlaka doktorunu görmesini ve ilaçlarını düzenli kullanması gerektiğini defalarca söylemişti. Ferda’nın da bildiği kişilik bozukluğundan bahsetti. Zaten bu konuda bir kez görüşmüşlerdi. Ferda ‘ da son iki ay içinde doktoru aramamış sadece Erhan’ a söylemişti. Erhan’ın durağan olmayan kişilik bozukluğu son aylarda kendisini farklı biçimlerde göstermeye başlamıştı. Ferda Erhan’ın son günlerde kendisini endişeye iten ve sıkıntı yaratan davranışlarından bahsetti. Doktor Erhan’ın yaptığı tüm o davranışların yine terk edilme duygusuna bağlı olarak gelişebileceğini söyledi.Erhan’ın içinde bulunduğu borderline kişilik bozukluğunda ise çevresinden çok kendine zarar verebileceğini, başkalarına zarar verme düşüncesinin çok ender olarak görüldüğünü açıkladı. Doktorun yapmış olduğu tüm açıklamaları Ferda’nın kendisi de biliyordu. Ancak o davranışların altında göremediği farklı bozukluklar mı var acaba diye görüşme gereği hissetmişti. Doktorla yapmış olduğu görüşme onu biraz daha rahatlattı.
Peki bu duruma nasıl bir çözüm bulunacaktı ? Doktora gitmiyor. İlaçlarını kullanmıyor. Belki bir süre hastanede kalması onun sağlığına kavuşmasında önemli bir süreç olacaktı. Sadece psikoterapi yöntemler etkili olmayabiliyordu. Hastanede en azından ilaçları aksatılmadan verilir ve rahatsızlığı kontrol altına alınıp, tedavide yol kat edebilirlerdi. Medikal tedaviden kaçtığı süreci hep birlikte yaşayıp gördüler. Kendisini Ferda’nın gözünde değerli kılmak, yaşadığı yalnızlık, çocukluğundan süregelen terkedilmişlik duygusu ve korkusu Erhan’ın kontrolsüz davranışlarına devam etmesi anlamına geliyordu. Peki onu kim ikna edecek ve hastaneye yatmasını sağlayacaktı. Erhan’ın tavırlarına bakıldığında imkansız bir durum gibi görünüyordu.Kaldı ki Ferda nereye kadar bu tacizlere maruz kalacaktı.Böyle devam etmesi sonucunda yasal süreç başlatmaktan başka çare yok gibi görünüyordu. Hoş o da ne kadar çare olabilirdi. Yasaları delen çokça öfkeli koca ya da sevgili terörüne tanıklık etmiştik basında.

***
Erhan’ın en son gönderdiği mesajın ardından bir hafta geçti. Kendisi ile ilgili çok küçük bir varlık bile göstermedi. Ancak onun ortalarda görünmemesi Ferda’nın benliğinden tamamı ile çıkıp gittiği anlamına gelmiyordu. Ferda her ne kadar alanında başarılı bir psikolog da olsa uyguladığı terapi yöntemleri konusunda acaba bir yerlerde hata mı yaptım düşüncesi içinde kendisini zaman zaman suçlu hissetmesine neden oluyordu. Erhan’ın rahatsızlığına çözüm üretememiş olması ve kendi görüşmeleri süresince sorunun daha da yoğunlaşması Ferda’nın kendi yetkinliğini zaman zaman yargılamasına neden oluyordu. Erhan’ın sergilediği davranışlar ve sonucunda gelişen kaygıların dışında bir de zihninin ürettiği kendinekarşı eleştirel düşünce ve ardından gelişen olumsuz duygularla da baş etmeye çalışıyordu.Ferda Erhan’dan haber almadığı o son hafta içinde çalıştığı iş yerini aradı. Ancak yaklaşık bir aydır işe gitmediğini öğrendi. Görüştüğü birimin müdürü Erhan’ın davranışlarının iş yerinde artan bir ivme ile sorunlara neden olduğunu, yönetim kurlunun işten çıkarma kararı aldığını söyledi. Ancak Erhan’la görüşüp durumu bildirmeden onun kendiliğinden işi bıraktığını söyledi.Kendisinin işi bırakması onun adına belki daha iyi olmuştur diye de ekledi. 
Erhan’ın bu esrarengiz yok oluşu Ferda’nın aklına farklı durumları getiriyordu. Dilerim ne kendine ne de çevresindeki birilerine zarar vermez diyerek zihnini Erhan’ın esaretinden kurtarmak istedi.
Ferda, Erhan’sız geçen bir ay içinde eski rutin yaşamına döndü. Yeniden sağlıklı düşünebilen,kendinden emin , kuruntulardan uzak o eski kişiliğine kavuştu. Yaşam her haliyle farklı tatları sunmaya devam ediyordu. Ferda ise içinde beslediği o muazzam yaşam enerjisini bir balık oltası gibi kullanıp, kendi payına düşebilecek her türlü lezzeti yaşamın içinden çekip çıkarıyordu.
Ferda kendisini yeniden sarsan mesajı tam bir ay sonra aldı. Mesaj elbette Erhan’dandı. Tek cümlelik kısa bir mesajdı.’’ Bensiz mutlu musun? ‘‘ . Mutluyum lanet olası mutluyum diye öfke içinde bağırdı. Zihinsel ve ruhsal özgürlüğüne yeniden kavuştuğunu düşündüğü o dingin günlerin birinde hiç beklemediği o mesaj Ferda ‘da fırtınaya hazırlıksız yakalan bir teknenin alabora olması halini oluşturdu. Ferda bu kez boşanan sinirlerine hıçkıra hıçkıra ağlayarak tepki verdi. Erhan sanki kasıtlı olarak Ferda’ya zaman tanımış, yaşamının normale dönmesini beklemişti.Yazdığı mesajla kendi varlığını ona hatırlatıp, yeniden onun dikkatini kendi üzerine çekmeyi başardı.Ferda’nın psikoterapi görüşmelerini kesmesi onda intikam alma duygusunu beslemiş ve Ferda’yı da bütünüyle kendisi gibi olmasa da ruhsal bir karmaşanın içine itmeyi hedeflemişti. Ferda ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor, sürekli farklı taciz yöntemleri ile ortaya çıkıyordu. Ferda son gelişmeleri kendi içinde çözmekten vazgeçip durumu polise bildirdi. Ancak Erhan Ferda’nın atacağı adımları önceden sezercesine yakalanmamak adına her türlü önlemi alıyordu. Son birkaç ay bu şekilde geçti. Erhan bir göründü , bir yok oldu. Müthiş bir taktik oyuncusuydu.Ferda’yı öylesine bir psikolojiye itti ki sonunda zihninde oluşan kaygı sorunuyla baş edemez hale geldi. Her ne kadar durumu polise aktarmış ve ondan kurtulabileceğini düşünmüşse de yazdığı mesajların suç unsuru oluşturan türden olmadığını, tehdit belirtmediğini bu nedenle de tutuklama kararının olamayacağını belirttiler. Savcılığa suç duyurusunda bulunabileceğini ve mesajların belirli aralıklarla tekrarlanmasından dolayı bir tür taciz olarak görülebileceğini anlattılar. İfadesinin alınıp, para cezasına çarptırılabileceğini ama tutuklamanın bu mesajlarla mümkün olmayabileceğini söylediler. Tutuklanmayacaksa bir anlamı olmayacaktı Ferda için. Hatta daha da tehlikeli bir boyuta gelebileceği endişesi ile savcılığa gitmeyi göze alamadı.Ancak tehdit içermese de ondan gelen her mesaj Ferda’yı alt üst etmeye yetiyordu.Bu kez de Ferda da Erhan takıntısı başladı. Baktı ki kaygıları hayal dünyasının da devreye girmesiyle ürkütücü boyutlara ulaşıyor, daha da kötüye gitmeden bir psikiyatrist arkadaşından uygun bir sakinleştirici almaya karar verdi.Zihnini girdiği bu kötücül düşüncelerden olabildiğince arındırması gerekiyordu. Ferda’nın kırk yıl düşünse aklına gelmeyecek bir durumdu ilaç desteği almak.Kendisiyle,çevresiyle, yaşamla bu kadar barışık bir insanın o pozitif enerjisi, hasta ruhlu bir insan tarafından limon gibi sıkılıp posaya dönüştürülmüştü.

***
Erhan’ın ortadan en son kaybolmasının ardından on gün geçti. Akşam evinde oturmuş bir haber programı izlerken telefonuna gelen mesaj sinyali ile irkildi. Mesaj sinyalleri Ferda’nın kabusu haline dönmüştü. Her gelen mesaj onda Erhan korkusuna neden oluyor, ondan gelen bir mesaj olmadığında derin bir nefes alıyordu. Mesaj bir arkadaşından geliyordu. Şöyle diyordu ‘’Ferdacığım selam. Bugün çok ilginç bir karşılaşma yaşadım. Ofisten arkadaşlarla bir kafede yemek yerken genç bir adam yanıma geldi. Beni nerden tanıyor hala anlamadım. Ama senin çok sevdiğin danışanınmış.Adı Erhan. Sana çok selam söyledi. Üzerimde kalmasın. Görüşürüz .İyi akşamlar.’’ Ferda birkaç saniye donup kaldı. Sonra kan beynine sıçradı ve o an hapsolduğu öfke tehditlerle odaya yayıldı. ‘’Pes! Pes! seni öldüreceğim adi şerefsiz.’’ diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Sinirden elleri titriyor yüz kasları istemsizce hareket ediyordu. Diğer yandan ağlamasını durduramıyordu. ‘’Çok seviyorum ha, demek çok seviyorum! Gör bakalım sevmek nasıl oluyormuş!Korkak piskopat seni!Saklandığın ininden çıkarıp kendi ellerimle geberteceğim seni!’’ Ferda her anlamda kontrolünü yitirmiş, intikam duyguları ile bağırıp çağırıyordu. Sabit bir yerde duramıyor, evin içinde odadan odaya ellerini kollarını etrafa savura savura öfke içinde dolanıyordu. ‘’Nerde şu lanet telefon? Madem öyle gel bakayım karşıma!’’ dedi. Telefonu oturma odasında bıraktığı koltuğun üzerinde buldu. Hemen Erhan’a bir mesaj yazdı. ’’Erhan merhaba.Nasılsın?Yarın saat 5 te seni terapimerkezine bekliyorum.’’Ancak mesaj iletilemedi.Olasılıkla kendisine ulaşılabilme durumuna önlem almak için telefonunu kapatmıştı. Ferda yeniden sövüp saymaya başladı.Kendisini hiç bu kadar aciz hissetmemişti. Bir sorun vardı. Ancak çözüm üretemiyordu. O sorunla aklı, ruhu ve bedeni de tükeniyordu. Ferda’dan intikam almak istediği gün gibi aşikardı. Peki neden kurban kendisi idi. Duygu boşanıp kurtulmuştu. Ona da yapabilirdi. Sonuçta o karısıydı.Oysa kendisi sadece destek almak için geldiği bir psikologtu. Kendisini yararlı hissedemediği için de terapileri bıraktı.Bu nasıl bir intikamdı böyle? Bütün hayatını allak bullak etti.

***
O gün yaşadığı öfke nöbetinin üzerinden en fazla on gün geçmişti.Bu süreç içinde Ferda her ne kadar bir haber almasa da hiç huzurlu olamadı. Onun her an bir yerlerden bir şekilde yine çıkıp geleceğine inanıyordu. İç huzuru dengesini yitirdi.
Akşam işten sonra birkaç arkadaşıyla İstiklal Caddesinde canlı müzik yapan bir kafeye gittiler.Oradaki ortam, farklı konulardan sohbetetmek Ferda’ya çok iyi geldi.Günlerdir kaybettiği Ferda’yı kısmen de olsa yeniden görebilmenin hazzını duydu.Gece 122ye kadar oturdular.Sonra da hep birlikte kalkıp neşe içinde herkes evine gitti.
Ferda arabasını apartmanın arka bahçesine park etti. Araba park alanından apartmanın girişine kadar olan elli metrelik mesafe de ürkek bir tavşan görüntüsü çizdi. Etrafı olabildiğince dikkatli kolaçan ederek hızlı adımlarla ilerliyordu. Apartmanın giriş kapısına geldiğinde elini çantasına daldırdı ve anahtarını bulmaya çalıştı. Eline çantasına teptiği bir sürü şey geliyor ancak anahtarı bir türlü bulamıyordu. O arada arkasında bir hışırtı hissetti.Başını çevirmekle çevirmemek arasında kaldı birkaç saniye. Kalbi bedeninin her yerinde atmaya başladı.Elini çantasından çıkardı ve beyninde yarattığı düşmanına vurmak için hızlıca döndü. Çanta havada silah görevi üstlenmiş, ancak etrafta saldırılacak bir düşman yoktu. Sadece gül dallarının ardından Ferda’ya karanlıkta gözleri parlayarak bakan bir kedi vardı. ‘’Hay Allah sen miydin o hışırtıyı yapan’’ dedi, çantasını indirerek. O an hayal gücünün ürettiği görüntüyle karşılaşmamanın rahatlığı içinde derin bir nefes aldı. Çantasına lanetler okuyarak yere koydu . Kendisi de dizlerini kırıp çömeldi. Bazı eşyalarını dışarı çıkarıp, sonunda anahtarı buldu.Apartmanın kapısını anahtarıyla açtı ve asansöre yöneldi.Asansörün kapısı tam kapanırken, apartmanın kapısının önünde bir karartı gördü.Ama bu kez gördüğükedi değildi.O boyda bir kedi olamazdı. Korku yeniden bütün benliğini esir aldı. Bir an bayılacak gibi hissetti. Bacaklarının titremesini bir türlü engelleyemiyordu. Tek dileği asansörde düşüp kalmadan evine sağ salim girebilmekti. Korkunun hakim olduğu zihninde sağlıklı düşünemiyor, kimseden yardım almayı aklına getiremiyordu. Kaldı ki gördüğü karartı apartmanda oturan komşularından biri de olabilirdi.Ancak o, katilinin soğuk nefesinin ensesine doğru yaklaştığını hissediyordu. Asansör dördüncü kata vardığı anda ikinci kattan çağrıldı. Panikten elleri titriyor doğru anahtarı anahtar halkasında bulamıyordu. Tam anahtarı bulup kilide sokacakken anahtarlık elinden düştü.Bu arada asansör dördüncü kata doğru geliyordu.Hızla eğilip anahtarı aldı.Tekrar anahtarı kilide soktu.Alt kilidi açtı. Demir kapının üst kilidine anahtarı taktığı anda asansör bulunduğu katta durdu.Acele ediyor ama kaslarını kontrol edemediği için anahtarı kilitin içinde çevirmekte sıkıntı yaşıyordu. Bu arada vücudundaki tüm kan akışı durmuşta paralize olmuş bir halde kapıyı tam itiyordu ki asansörün açılması ile omzunda bir elin varlığını hissetti.O anda var olan küçücük dayanma kırıntısı da bedeninden çıkıp onu cansız bir varlığa dönüştürdü. Erhan koltuk altlarından tutup, onu ayağa kaldırmaya çalıştı. Yarı sürükleyerek, yarı yürüterek içeriye soktu. Sessizce kapıyı kapadı. Sonra el yordamı ile elektrik düğmesini bulmaya çalıştı.Bir yandan da Ferda’yı ayakta tutmaya çalışıyordu. Sonunda antredeki lambayı yaktı. Tekrar iki eliyle Ferda’yı kavrayıp,karşısında gördüğü odaya götürüp oturttu. Ferda yarı baygın halde Erhan’a bakıyordu. Konuşmak istiyor ancak tek kelime bile söyleyemiyordu.Dili ağzında işlevini yitirmiş gereksiz bir et parçası gibi duruyordu. Ağzı ise çorak çöllere dönmüş, dilini harekete geçirecek bir damla suyu ondan esirgiyordu. Erhan tekrar kapıya yöneldi. Kapıyı kilitledi ve anahtarı bahçeye fırlattı.Ferda ölüme hızla yaklaştığını düşünüyor, kendini nasıl kurtaracağı konusunda hiç bir şey yapamıyordu. Ferda ölümün soğuk ellerini nefesinde hissettiğini düşünürken Erhan bir sandalye alıp onun önüne oturdu. ‘’Evet Ferda benden kaçmaya çalıştın. Tıpkı annem gibi, Duygu gibi. Hangi kadına güvensem, beni terk ettiler. Ne yaptım söyle ne yaptım! Ama yok yok boşa uğraşacağım! Ne anlatayım ki ? Sadece beni terk etmenin bedelini ödeyeceksin !’’ dedi. Ayağa kalktı. Cebinden bir silah çıkardı. Ferda neredeyse son yirmi dakikadır bulunduğu pelte durumdan çıkıp, ilk kez bilinci yerinde, korku saçan gözleriyle Erhan’a Ne olur yapma!Ben sadece sana yardım etmek istedim. Lütfen, Erhan bırak o silahı diyerek yalvardı.Ancak Erhan Ferda’nın hiçbir yakarmasına ve yalvarmasına kulak asmadı . Elindeki silahın namlusunu gırtlağına dayadı ve tetiğe dokundu.’Sen beni değil, ben seni terk ediyorum!’ diyerek ateşledi. Gecenin sessizliği silahın ateş almasıyla tuzla buz oldu. Her parçası Ferda’nın aklını ve ruhunu parçalayarak delip geçti. Onun çığlıkları ise komşularının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.