2019

Yalnızlaşan İnsan

Gül Ersöz

Bir insan susmamışlığıyla, duyarlı sentezimle bakıyorum da günümüz yaşamı pamuk ipliğine bağlı ilerliyor.Bu fikir nereden esti diyeceksiniz şimdi .Sizlerle paylaşmak istediğim bir konu var, bunun ekonomik koşullarla ,eğitim ve sosyo kültürel yapıyla da bağlantıları olabileceğini biliyorum.Ancak ben,sanırım hepimizin farkında olduğu , gözlemlediği ya da rahatsızlık duyduğu idmansız bir durumun farklı açıdan değerlendirmesini yapacağım. Günümüz insanı teknoloji ve internet ağına yakalanmış bir şekilde yaşamını sürdürmekte. En gencimizden en yaşlımıza farklı boyutlardaki bir ekranın karşısında mutluluğu Arşimet’in buluşuna isnat beklemekteyiz.Örneğin oyun oynamak isteyenler bu ihtiyaçlarını orada gidermekteler.Çoğu odalarına kapanmış ve tek başına bir biblo… Fiziksel hareket alanı olabildiğince kısıtlı. Sohbet etmek isteyenler de pek farklı değil aslında.Al birini vur ötekine misali..Ya birkaç kişi aynı ortamda yalnızlık içinde ya da bulunduğu ortamda gerçekten tek başına bir hisle canlılığını sürdürüyor.Bir arada olanlar ellerindeki makinelere sıkça yönelmekte ve ekranda buldukları insanlarla sohbeti yeğlemekteler, yanlarındakilerle değil.Çoğu aile üyeleri bile birkaç tümceyi geçmeyen diyaloglarla iletişimlerini sınırlandırmış durumdalar. Yaşam arkadaşı olmaktan çok , sanal alemin yaşam koçu olmakta ve böylece birlikteliklerin çoğu herkesin kendi halinde olduğu ev arkadaşlığına dönüşmüş durumda. Hane içindeki yalnızlık, dramatize ediliyor boşa geçirilen her güzel anda. Peki hiç düşündünüz mü ? Sosyal bir varlık olan insan, en yakın çevresiyle iletişim içinde olmak yerine neden ekranların buluşturduğu sanal dünyada bir kovalamaca içine girer ? Bu durum, korkakça ve sorumsuzca bir şeylerden kaçış mıdır ya da neyin arayışıdır, bilmem farkında mısınız ? Gittikçe belirginleşiyor yalnızlığımız. Ve aslında yalnızlaştıkça umut ağacımız soluyor, meyvelerimiz olan çocuklarımız da çürümeye terk ediliyor. Hem kendimize hem yaşadığımız topluma yabancılaşıyoruz. İnsan ilişkileri zayıfladıkça beraberinde güven duygumuz da zedeleniyor.. Her yeni insana kuşkuyla bakabiliyoruz.Ön yargılarımız devreye giriyor , çoğu zaman onları tanıma zahmetine bile girmiyoruz.Zaman ayırmak zor geliyor belki. Ama bir gerçek var ki çoğumuz;yolculukta, sokakta ,dolmuşta ,asansörde yanı başımızda olan insanın varlığından ürküyoruz. Bu kez korkuyu da içimizde büyüterek kendi kabuklarımıza çekiliyoruz. Paylaşımlarımız canlılığından uzaklaşıyor. Diyeceksiniz ki olur mu hiç, Facebook’ta her şeyi paylaşıyoruz. Aslında paylaştığımızı zannediyoruz. Neden mi böyle? Orada herkesin çok mutlu ve güzel bir hayatı var.Her şey güllük gülistanlık.Peki yansıtamadığımız sıkıntılar nerede? Elbette içimizde! sadece biz de ! Çevremizde kalmışsa bir iki dost ve dertleşebiliyorsak onlarla, anlaşıldığımızı hissederek şanslı olanlardanız.Kimimiz ise tüm kaygı ve sorunlarını kendi ruhunda hapsedip içinde oluşturduğu derin bir girdabın boşluğunda yavaş yavaş tükeniyor ve soluğu psikiyatride alıyoruz. Leblebi yutar gibi antidepresan yutuyoruz. Huzurumuz bile sanal. Doğru değil mi ? Gerçek hayatta insan çemberini iyice daraltıp sanal dünyada genişletiyoruz.Facebook ‘ta arkadaş sayımız oldukça kabarık .Twitter da binlerce takipçimiz var.Gerçek yaşamlarımızda ise tam tersi… Öyle yüzlerce ,binlerce arkadaşa sahip değiliz.Peki nereye kadar ?
Gerçekten sosyal medyada tanıştığımız insanlar sevgi ve güven eksikliğini ya da yalnızlaşmanın doğurduğu duygusal boşluğu giderir mi ? Hiç zannetmiyorum. Öyle olsaydı kendimiz de dahil olmak üzere etrafımızda içten gülümsemelerini yüzlerine taşıyan ,hoşgörü sahibi sabırlı ve saygılı insanlarla her gün karşılaşırdık.Oysa tam aksini yaşamaktayız. Çok basit bir sorun için insanlar birbirinin gırtlağını sıkabilmekte. En çok da trafikte tanık oluyorum bu duruma. Eminim sizler de yaşıyorsunuz. Kim bilir belki de o tahammülsüzlüğü gösteren hoşgörüsünü ve sabrını yitirmiş insanlardan biri de sizsiniz. Hiç bedeninizden çıkıp kendinizi gözlemleyip drone oldunuz mu farklı ortamlardaki davranışlarınızı görebilmek adına ?
Facebook sayfalarında ya da farklı internet sitelerinde kesinlikle görmüşsünüzdür. Yalnızlıktan , hayal kırıklıklarından ,güven duygusunun yok olmasından ve sevgisizlikten bahseden duygusal yazıları. O zaman çözüm yine kendimizde değil mi ? Neden yalnızlıktan şikayet edip yalnızlığı tercih ediyoruz ? Güven adlı o duyguyu ararken neden güvenilir olmayı denemiyoruz ? Hayal kırıklıklarımızdan bahsederken kimlerin hayallerini çaldığımızı görebiliyor muyuz acaba? Sevilmeyi beklerken çevremize ne kadar sevgi sunabiliyoruz ? Yalnızlığımızın çaresi yüreklerimizin ve beynimizin gücünde. Zira çare, kendimizde ! Adım atmaya hazır mısınız arkadaşlar ?