Mayıs 2020

Şefkat

Gül Ersöz

Şehrin alaca karanlığında, gittikçe ağırlaşan giysilerinin yükü altında ,ürpermeye başlayan bedeniyle,koşar adımlarla yürüdüğü yolda aniden durdu.Atacağı adım sanki bir uçurumun derin boşluğuna itecekmiş gibi.Bir an önce ulaşmak istediği yere varma düşüncesinden çekip çıkaran,onu birdenbire durduran şey ne idi? Hangi iç yada dış dinamizm onu zamansız ,mekansız bir boşluğun içine itivermişti ? İnsanların telaşlı koşuşturmacaları da yoktu artık.Farklı bir boyutta olmanın beklenmedik bir varoluş mucadelesiydi sanki olup bitenler. Yalnızca yağmur damlalarıydı gördüğü , önünde uzayıp giden yolda .Birbiri ardına düşen damlalar! Ve o andan itibaren hiç bir damla su damlası değildi onun gözünde.İçinde barındırdıkları binlerce ,milyonlarca insan öyküleri ile buluşturuyorlardı ,çarptıkları beton zemini.Her buluşmada etrafa dağılan öyküler ,hiç biri diğerinin aynı değil.Dağıldıkça etrafa buluştukları mekanda ve karışarak birbirine büyüyen öyküler yığını biri diğerine karışarak var olmak istercesine… Önce bir reddetme dokunuş anında iterek her birini yukarı doğru sonra yapacak bir şeyim yok dercesine kabullenme ve sahiplenme kucak açarak her yeni öyküye bir anne şefkati ile.