Mart 2021

Çavlan

Melis Tezcan

Sevdiğim şeylere ebediyen bağlanma ihtiyacıyla dünyaya gelmişim.Bu ihtiyacım beni karanlığa sürükledi.Yapamıyorum kendim olamıyorum.Sanki incitmeye özen göstermiştim ruhumu.Duramadım, aksine savaştım .Vicdanımı gizledim o hiç kullanılmayan eşyaların, hiç giyilmedik elbiselerin arasına. Hiç çıkarmayacakçasına en dibe koydum.

Ruhumuzu delik deşik ettikten sonra bu  vebayı tutmanın ne alemi var. Zaten böylesi daha iyi buna inan. Ben inandığım için her şey olanaksız zaten. Bu hani bizim olan o sokağın başında begonvillerle örtülmüş duvarın köşesinden hafif bir eğimli ve geniş aralıklarla yavaş yükselen basamaklarla iki yüksek kemer yazıtlarının yanında sessiz mavi köşe var ya -pek az insan- biliyor. Belli günlerde, kendim olmayı yeniden öğrenmen gerektiğinde oraya giderim. Çok gidemedim gerçi. Kendimi bulamayışımın özetidir ya bu. Ama her şey önemini yitirmişken kendime daha sıra gelir miydi. Şehrimin güneşi soldu. Flütler boşa çalıyor.Artık sessizliğe dayanamazken hala ağızları bıçak açmıyor. Bitti tükendi. Üzgünüm ve izliyorum. Eskidenmiş varlığımın mutluluğu. Hatta bir şölendi yaşamak. Tüm o sokaklar, açmış çiçekler kutlanan sevda geceleri güzeliğin portresiydi. Kölesiyim  artık heyecanın. Gelirse, nevruzun gelişi gibi kutlamak istiyorum.Gözyaşlarım aksa ses ver derdim ama yok suratlar uyumuş. Günler hiç bu kadar boş akmamıştı. Ay yine karanlık. Gözler eskisinden de yorgun. Ağzımın üstünde yastık var ne zaman istersen bastırabilirsin.