Nisan 2021

Balon

Ayşenur Ateş

Sustuk aynı masanın etrafında binlerce kişi.
Gülüşlerimize sığındık önce her birimiz içimizde ki kuytuları saklamak ister gibi bir diğerimizden daha fazla gülmek istedi.
Masanın etrafında döndük durduk. Hep bir ağızdan bağıra çağıra şarkılar söyledik, kadehler kaldırdık, odanın dışında olan bitenin hiçbir önemi yokmuş gibiydi neşemiz. Ama her kahkahada bir şeyi daha gömdük derinlere. Durmamıştı sancılarımız.
Biz öyle avunmaya çalışırken içimizden birinin, salon girişinde duran heykele gözü ilişti, Ay’ın tüm ışığıyla aydınlattığı, mermerden yapılmış, bembeyaz heykelin gözlerine bakmaktan kaçamadı. Tüm gece binlerce kişin sanki önceden tembihlenmiş gibi kaçtığı o gözler, partinin bitişinin habercisiydi sanki ve içimizden biri o kapıyı açmıştı artık. Sırayla, her birimiz takıldık gözlerine heykelin. Önce yanımda, solmuş döşemelerinin üzerine serilmiş biçimde yatan kaldırdı kafasını sonra köşede en eski sandalyenin üzerine oturmuş bizi neşeyle ve huzursuz bir keyifle izleyen döndü soluna. En son da ben baktım.
Teker teker açılmıştı kalplerimiz ve dillerimiz kimimiz durmadan konuştu, kimimiz sessizce dinledi ama herkes bir şeyler söyledi. Bu sefer kimse kaçmadı, kimse sorgulamadı, kimse tartmadı söylediklerini öylece konuştuk. Açıldıkça kapılar daha fazla cesaretlendik. Ağladık, bağırdık, kavga ettik ama kırılmadık hiç incinmedik. Kimse kimseden daha fazla şey bilmiyordu çünkü. En çok da bu üzmüştü bizi sanırım kabullenmek zorundaydık artık hiç istemesek de alışmak ve beklemek gerekliydi. Zamanı ve yaşamı. Son kez hepimiz ayağa kalktık kadehlerimizi tokuşturup son dansımızı yaptık ve artık gülüşlerimizle beraber açılan yerlerimize de sığınmıştık. Eskisinden daha yakın ama eskiye daha uzaktık şimdi.