Ağustos 2021

Yansıma

Ayşenur Ateş

Gecenin ,günün yorgunluğunu attığı bir vakitte kafamı cama yaslayıp ineceğim son durağa kadar bekliyorum. Camdan otobüste ki insanlar yansıyor. Beni fark etmediklerini düşünerek gizli gizli hepsini izliyorum. Dalıveriyorum başka insanların suratlarından farklı hayatlara, ne yaşıyorlar ne yaşadılar ne yaşayacaklar . Görmeye çalışıyorum sanki bir sinema filminde ki karakterlerin film boyunca başına gelecekleri tahmin eder gibi. Acaba diyorum şuna üzüldüler mi ? Ya da buna sevinirler miydi ?

İnsanları arıyorum onların içinde. Soruyorum teker teker, haberleri bile olmadan cevap veriyorlar. Gülüşleriyle, Bakışlarıyla ,tutunmaya çalıştıkları demirlerle, kollarında ki resimler ,ceplerinde ki eşyalar ve hatta ayaklarında ki ayakkabıyı saklayıp saklamadıklarına kadar kendilerini anlatıyorlar. Konuşuyorlar benimle ama farkında değiller, aslında biraz isteseler kendileri de duyar belki bu kurallı sessizliğin içinde ki yoğun sohbeti. Kimi saatine bakıp evine varınca, bir sonra ki gün yine aynı bezmişlikle o saate bakacağını düşünüyor. Kimi elinde sımsıkı tuttuğu poşetteki ekmeklere bakarak tüm ömrü boyunca yeterli olup olmayacağını  soruyor. Kimi ağrıyan dizlerini sıvazlarken belki de yaşıyla beraber o koca ömründe tek bahşedilen hakkı, koltuk önceliği için şükrediyor ama neden hala çalıştığını sormaktan çekiniyor.  Kimi annesini düşünüyor. Kimi babasına kızıyor. Çalınmış bir gençliğin hesabını tutuyor bir kaçı. Kimi indiği durakta başına bir şey gelmeden taciz edilmekten veya öldürülmekten kurtulup eve varıp varamayacağını hesap ediyor. Kimi otobüsteki kısa ve süreksiz birlikteliğin verdiği cesaretle bir başkasının vücuduna dokunmaya çalışıyor. İnsanı insanla ararken kanım donuyor bir kez daha, çünkü burada insanlığı göremezsiniz aramaya çalışmak ise hayal kırıklığıdır. Bir sesle irkiliyorum sanki bu vicdansızlığı görüp yakaran bir çığlık duyuluyor. Bir an herkes kafasını sesin geldiği yöne çeviriyor. Bütün gün annesinin kucağında hastahane hastahane gezmiş bir bebek ağlıyor. Herkesin susup birbirinden saklandığı bu yolculukta , henüz susması gerektiğini öğrenmemiş bebek, bozuyor yazılı olmayan toplumsal kuralları. Halbuki ortak bir otobüsü, yaşamı, kültürü ve dünyayı paylaşan bir arada toplanmış 30-40 kişinin bu kadar sessiz kalması daha garip değil mi?

Bakıyorum teker teker her birinin yüzüne son bir defa , insanlık dışı olan yine toplumsal kurallar neticesinde bir miktar daha engellenip dışlanıyor aramızdan. Ve belki de erkenden inmek zorunda kalıyor. Şansız bir gününde olduğunu düşünüyor belki.

Tüm bunlar olurken, en son şoförü düşünüyorum. Bu şekilde günde belki 50-60 sefer onca insanın yaşamını taşıyıp başlangıçlara sonlara ve kırılmalarına teorikte de olsa kaptanlık ediyor.

Dünya baştan dizilip yok oluyor. Medeniyetler sonlanıp yeniden kuruluyor. Ve ben cama yaslanmış kulağımda en sevdiğim parçayla şarkı söylüyorum. Sorular soruyorum insanlara kimse duymasa bile; herkes konuşuyor benimle . Ve işte son durak, iniyorum şimdi. Yapayalnız sadece müziğimle ben eşlik ediyoruz dünyaya tabi aklımda eve varıp varamayacağımın tedirginliğiyle yürüyorum, Ankara sokaklarında.