Eylül 2021

25-26 Numaralı Otobüs Koltuğu

Aydan Dağlar

25-26 Numaralı Otobüs Koltuğu

Susamıştı. Su istemek için koltuğun üstünde duran düğmelere basarak muavini çağırmaya çalıştı. Düğmelerin işe yaramasını beklemiyordu zaten birkaç gönülsüz denemeden sonra düğmeleri ilk haline getirip pes etti. Seslenmek için fazla karanlık ve uykulu buldu otobüsü. Birinin daha  susamış olmasını, muavinin koridoru turlamasını umarak arkasına yaslandı. Gittikçe ağırlaşan kafasını  oturma açısını genişleterek rahatsız koltuk sırtına yasladı. Zihninden geçen her tedirgin düşüncenin sonu taraflı bir öfkeye dönüşmeye başlamıştı. Çalışmayan  düğmeler, rahatsız koltuk, sorumsuz muavin…

Ne şans ama tüm bahtsızlıklar onu bulmuştu. Üstelik  rızasıyla çıkmamıştı da bu yolculuğa. Demans hastası annesinin bu ay ki bakım sırası ondaydı. Annesini Ankara’dan ablasının evinden alıp Burhaniye’ye yanına götürüyordu. Hayatının son iki yılı aynı güzergahta farklı taşıtlarda eskimişti artık. Annenin de durumu gittikçe ağırlaşmıştı. Sürekli yer değiştirmek hastalığın gidişatını olumsuz etkiliyordu ama üç kardeşten hiçbiri  düzenli olarak bakmak istemiyordu. Hepsi kendi yaşamlarını kendi ailelerini zor idare ediyordu birde adlarını karıştıran, bir hatırlayıp iki unutan anneleri hepsine yük oluyordu artık. Bunları düşünürken yanında küçücük kalmış dermandan kesilmiş annesine gözü takıldı. Yaşlılık lekesi olan beyaz, bakımsız  ellerini üst üste koymuş misafirlikte uyuya kalmış  çocuklar gibi kıvrılmıştı. Kafasındaki tülbentin oyaları yer yer sökülmüş makinada yıkanmaktan rengi solmuş, eprimişti. Aklı  yeterken öyle miydi annesi oysa? Doktora, markete, yola giderken sobanın üstünde kaynattığı suyla bir güzel yıkanır; tertemiz uyumlu elbiselerini giyer, paketi yeni açılmış uzun diz çoraplarını çekerdi. İnce işlemeli sakız gibi tülbentini takar, arabaya binmeden çatlamış lekeli ellerine yağlı sabun kokulu kremini sürerdi. Şimdi yemek yemeyi bile birisi söylemezse hatırlamıyor açlığı unutuyordu. Nihayet biraz sonra otobüsün tavan  ışıkları mola vereceklerinin işareti olarak açıldı. Kavşağı döndükten sonra ıssız, soğuk  bir mola yerinde durdular. Ayaklanmaların sesine korkuyla uyanan annesine döndü. “Su alıp geleceğim sen yerinde otur” dedi. Arka kapıda ki sıradan kurtulup, montunun önünü kapatarak merdivenlerden indi. Kısa bir göz atmadan sonra tuvaletlerin olduğu tarafa yöneldi. Cebinden çıkardığı bozuklukları avucunun ortasına koyup hesapladı. Tuvaletçinin önünde duran kaseye bıraktı. Bozuk para gecenin karanlığına şıngırdayarak düştü. Tuvaletten sonra hızlı adımlarla büfeye doğru ilerledi. Önünde duran ilk su şişesini açıp suyunu içerken kalan bozukluklarla suyun parasını ödeyip otobüse bindi. Telefonun ışığını açıp koltuk numaralarına tek tek bakarak ilerledi. Annesini görmek umuduyla 25-26 numaralı koltukların önünde durdu. Annesini göremeyince yanlış bakmış olacağını düşünerek tekrar kontrol etti. Hareketleri yavaşça panikli bir hal aldı. Tüm koltukları kontrol edip, diğer yolculara “annemi gördünüz mü?” diyerek çırpınmaya başladı. Etraftaki otobüsleri mola yerini, annesinin yürüyerek gidemeyeceği yerleri bile kısa sürede turladı. Yoktu, koca kadın kaybolmuştu. Etraftakilerin endişeli bakışları, diğer yolcuların geç kaldık fısıltılarıyla geçen yarım saatin sonunda aranılan polis, sirenlerini ve çakarlarını son ses açarak yanlarına geliyordu. Gözleriyle polis arabasını takip ederken yanıp sönen mavi ışıkların başını döndürdüğünü, yanındakilerin konuşmalarını anlamadığını idrak etti. Net duyduğu tek sesin ve omzunda hissettiği parmağın etkisiyle ısrarla tekrarlayan muavinin   “Abi kalk geldik” seslenişi olduğunu anladı. Gözlerini açtı korkuyla yanındaki koltuğa baktı. Muavinin konuşmalarına aldırmadan “annem nerede?” diyerek apar topar ayaklandı.

Kısa süre sonra annesinin uzun zamandır olmadığını fark etti.