Ekim 2021

Adımı Unutmuştum

Aydan Dağlar

Sarsıntının yirmi altıncı gününde kazazedeler ve kurtarma ekipleri arasındaki  bağ fiziksel anlamda da azalıyordu. Güvenlik şeritlerinin arkasında kimsesizliğini unutmuş herkes, çaresizliği de kabul etmek üzereydi. Felaketin ilk birkaç günü yaşanan panik ve duyulan korku yerini sadece yorgunluğa bırakmıştı. Kurtarılan yedi kişiden kurtarılmış olmaları dışında haber gelmemişti. Resmi olarak  kamuoyuna duyurulan sayı ile içerdeki sayı aynı olmadığından kurtarma ekipleri  kimlik tespiti için  yoklama almaya başlamışlardı. Listede kurtarılmayı bekleyen herkesin ismi sayılmış, kalanlar  belki son nefesleriyle “Burdaa!” diye bağırmışlardı.                    

Bir kişi hariç.

Kurumuş ellerini kırılmış ve kirlenmiş tırnaklarıyla  soymaya dalmıştı. Bu sırada her isim arasındaki bekleme süresinden daha fazla beklenildiğini , bu beklemenin boşuna olduğunu anlamıştı. Adını kimse çağırmamıştı. En yakınındakine sormak için biraz sola döndü ama gördüğü manzara ona ne diyeceğini unutturmuştu. Kafasını eğip biraz önce boşluktan ve pıhtılaşmış kandan başka bir şey görmediği suratı unutmaya çalıştı. Bağırmak “ben de buradayım” demek  istedi ama bunun nafile bir çaba olduğunu konuşmaların ve ayak seslerinin kesilmesinden anladı. Diğer günü beklemek dışında yapacak bir şey kalmamıştı. O güne ne kadar zaman vardı? Uyusa uyansa kaçırır mıydı yoklama sırasını? Solundaki yüz kime aitti? Tüm bunları düşünürken üzerine çöken sise ve ağırlığa karşı koyamayarak uykuya daldı. Gözlerini açtığında onu uyandıran şeyin boğazındaki her nefes alıp verişte gırtlağını yırtan ağrı olduğunu anladı. Doğrulup  boğazını temizlemek  istedi. Sesiyle ünlem anlamı taşıyan bu hareketi sessiz yaptığını anlamasıyla bir gün önce yaşadığı korku tekrar geldi. Ya burada olduğunu bağıramazsa kurtarma ekiplerine. Sesini açmaya kapıldığı panikten uzaklaşmaya başladı. Adımlar sıklaşıyor yukarıdan sesler geliyordu. İşte yoklama alınıyordu. Sırayla isimler sayıldı. Sırayla herkes ne kadar istemese de bulunduğunu söylüyordu. Ama yine adı sayılmamıştı. Demek ki yanlış duymamış, yoklamayı kaçırmamıştı. Listede  adı yoktu. Bu kez hızlı davranarak  “Hey beni unuttunuz mu?” diye bağırdı. Gelen uğultuları olumlu bir cevap aldığını  sanarak  konuşmaya devam etti. Ama kısa bir süre sonra sesler uzaklaştı, adımlar yumuşayarak yok oldu. Kapıldığı ümitsizliği, korkuyu ve endişeyi yersiz bir aptallığa bırakmaya karar verdi. Ne de olsa bitecekti bu bekleyiş, elbette çıkacaktı, çıkacaklardı dışarı.

Sonraki günler herkes için birbirinin aynı karanlıkta ve daha sessiz geçti. Gelen giden yerini kuru bir ayaza bırakmıştı. Önemsiz ve unutulmuş olduklarını anlamaları için her şey yapılıyordu işte. Küçük vadeli hayatlarının kapanış filmlerini izlemiş, içsel hesaplaşmaları  neredeyse tamamlamıştı tüm kazazedeler. Yavaş yavaş yitirilen umutlar, bekleyişin kötü de olsa bitmesi isteğiyle yerini öfkeli bir aceleciliğe evrilmişti.

Bilinmeyen bir günün anlaşılmayan bir saati sarsıcı bir sesle uyandı. Daha önce duyduğu seslerden daha kalabalık olduğu anlaşılan birileri vardı. Toz toprak artıp, sesler  kulakları patlatan bir uğultuyla arttı  arttı.

Gözünü açmasıyla yoğun ışıktan kısması bir oldu. Çektiği tanesiz nefese inanamadı. Etrafta karanlık, yaralı yüzler yoktu. Kurtarılmıştı. Biraz sonra yanına gelen neşeli adamın boynuna taktığı aletten doktor olduğu belli oluyordu. Yanında birkaç gençten  ekibiyle etrafına çember oluşturmuşlardı. Üzerine eğilip gözlerini kalemle kontrol ettikten sonra “Gayet iyisiniz  Elif  hanım” dedi doktor.

Hıçkırıkları ardında ne dediği anlaşılmayan nice şeylerden sonra aniden durarak” ben Elif, adımı unutmuştum” dedi.